AKIN KARADENİZ FOTO

TÜRK İSLAM VAKFI  

Yeni bir soluk… Yeni bir heyecan… 

 

Kurucu Başkanımız Muhammed İlyas BOZKURT öncülüğünde uzun yıllardır planlamasını yaptığımız ve altyapısını oluşturduğumuz “TÜRK İSLAM VAKFI”mızın İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesince görülen ‘vakıf tescili’ davası ile ilgili karar 16.11.2021 tarihinde kesinleşerek T.C. Resmi Gazetenin 26.11.2021 tarihli ve 31671 sayısında yayımlanmıştır. Böylece vakfımızın kuruluşu milletimize ilan edilmiştir. Türk İslam Vakfımızın kuruluşu bizler için “i‘lâ-yi kelimetullah” (Allah’ın adını ve dinini yüceltme) davası yolunda yeni bir soluk, yeni bir heyecan… Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun. 

 

Rabbimiz Kur’ân-ı Mübîn’de Rûm Sûresi 30. âyette “Yüzünü Allah’ın fıtratı olan Hanif dinine (Hanif İslam’a) çevir ki; Allah insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır…” buyurarak biz müminlere fıtrat dini olan Hanif İslam’a yönelmemizi emretmektedir. ‘Hanif’ kelimesi ‘saf, duru, tertemiz’ anlamlarına gelmektedir. Hanif İslam Kur’ân’da bizlere öğretilen ve her türlü batıl inançlardan, hurafelerden arındırılmış orijinal İslam demektir. Hanif İslâm’ın ‘Tevhid, Akılcılık, Güzel Ahlak ve Adalet’ olmak üzere dört mühim esası vardır ki bu dört esas aynı zamanda Kur’ân’ın insanlığa dört mühim armağanıdır. (Detaylı bilgi için bknz: M. İlyas Bozkurt; İnhiraf-2, s.33-38) 

 

Emevî zihniyetinin bir ürünü olan selefilik dini ibadetlere indirgemiş, dindarlığı ise çok namaz kılmakla, çok oruç tutmakla, bol bol umre ve hac yapmakla özdeşleştirmiştir. Bugün maalesef ülkemizde de bir kısım cemaatler, tarikatlar ve ilahiyatçılar aracılığıyla böylesi bir dindarlık anlayışı toplumumuza empoze edilmektedir.  

 

İşte topluma empoze edilen bu ahlak vurgusu zayıf dindarlık anlayışı da maalesef bu toplum içerisinden bir taraftan namaz kılıp, oruç tutup, elinden tespihini, dilinden de zikrini düşürmeyip diğer taraftan da aynı kişiler içerisinden her türlü adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu, arsızlığı ve hırsızlığı yapan bazı kişilerin çıkmasını netice vermiştir. Hiç şüphesiz ki bunlar özde değil sözde dindarlardır yani şekil dindarlarıdır. Maalesef ülkemizdeki bir kısım gençler de bu sözde dindarların yani şekil dindarlarının ahlaksızlıklarını, yolsuzluklarını haksızlıklarını ve hukuksuzluklarını gördükçe ‘bunlar Müslümansa biz Müslüman değiliz’ diyerek tepki gösterip “deizme” (Allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte vahyi, peygamberleri ve dinleri reddeden akım) sürüklenmektedirler. 

 

Hâlbuki Kur’ân’ın bizlere öğrettiği Hanif İslâm anlayışında ve Hanif İslâm anlayışının pratikte en güzel tezâhürü olan ve aslında milletimizin de din anlayışının mayasında bulunan Hanefî-Mâtürîdî-Yesevî Düşüncede dindarlık ibadetler üzerinden değil ahlak üzerinden okunur.  

 

Kur’ân’da bizlere emredilen tüm ibadetler takvâ ile ilişkilendirilmiştir. Kur’ân’daki takvâ kavramının Türkçemizde tek kelime ile karşılığı ahlaktır. Dolayısıyla ibadetlerin en mühim işlevlerinden biri de kişide ahlaki faziletleri tezahür ettirmektir.  

Cenâb-ı Hakk âyet-i kerimede “Kitaptan sana vahyedileni oku, namazı da dosdoğru kıl; Muhakkak ki (şuuruna varılarak kılınan) namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût Sûresi; 29/45) buyurmaktadır. Rabbimiz bu âyet ile biz müminlere aslında şu mesajı vermektedir: “İnsanoğlu namaz kılar ama bu yetmez; bir de o kılınan namazın kendisini kılan insanı insan kılması lâzım. Yani bir kişinin kıldığı namaz o kişiyi adaletli, merhametli, doğru, dürüst, kul hakkına riayet eden, cömert, iyiliksever kısacası güzel ahlak sahibi kılması lâzım. Aksi takdirde o kılınan namaz rûha sirâyet etmemiş bedensel bir şekilcilikten ibarettir.” 

Namaz kılan her Müslümanın şu soruyu kendisine sorması gerekir:  Kıldığım namaz beni hangi yanlış işten, hangi kötülükten, hangi günahtan, Allah’ın razı olmadığı hangi işlerden alıkoyuyor ve beni hangi hayra, hangi iyiliğe, Allah’ın razı olduğu hangi işlere sevk ediyor? 

 

Rabbimiz oruç ile ilgili Kur’ân-ı Mübîn’de “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki, takvâya/ahlaka ulaşasınız.” (Bakara Sûresi; 2/183) buyurmuştur. Bu âyet-i kerîme ile de biz müminlere şu mesaj verilmektedir: “İnsanoğlu oruç tutar ama bu yetmez; bir de o tutulan orucun kendisini tutan insanı tutması lâzım. Yani tutulan oruç kendisini tutan o kişinin elini kul hakkı yemekten tutup almıyor ise, ayaklarını günah işleyebileceği mekânlara gitmekten tutup çekmiyor ise gözlerini harama nazar etmekten tutup alıkoymuyorsa o tutulan oruç rûha sirâyet etmemiş bedensel bir perhizden ibarettir.” 

 

Allah Rasûlü (asm) bir hadis-i şerîfinde “Muhakkak ki ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Evet, Allah Rasûlü (sav) “i‘lâ-yi kelimetullah” yolunda gönülleri hep ahlaki vasıflarıyla, adaletiyle ve merhametiyle fethetmiştir. Unutulmaması gerekir ki, Rasûlullah döneminde Müslüman olan hiç bir kimse Allah Rasûlü’nün kıldığı namaza, tuttuğu oruca hayranlık duyarak İslam’ı seçmiş değildir. Allah Rasûlü (asm) döneminde Müslüman olan tüm sahabeler O’nun adaletine, merhametine, doğruluğuna, dürüstlüğüne, cömertliğine, kul hakkına karşı gösterdiği hassasiyetine, nezaketine yani güzel ahlakına yani insanlığına hayran kalarak Müslüman olmuştur. Öyle ki, Allah Rasûlü (sav) ilk vahiy gelip Kur’ân’ı tebliğ etmeye başlamadan önce Mekkeli müşrikler arasında dahi “Muhammed’ül Emîn” sıfatıyla anılıyordu.  

 

Allah Rasûlü’nün ibadetlere olan hassasiyetinin anlatıldığı kadar O’nda (sav) tezâhür eden ve Kur’ân ahlakının gerekleri olan adalet, merhamet, doğruluk, dürüstlük, kul hakkı hassasiyeti ve cömertlik gibi ahlaki vasıfların yeteri kadar anlatılmaması çok büyük bir eksikliktir. Bizler inşallah “TÜRK İSLAM VAKFI” bünyesinde yapacağımız programlarda bu eksikliği gidermeye çalışacağız.  

 

Bizler Hanif İslam Anlayışının ve bu anlayışın en güzel tezâhürü olan Hanefî-Mâtürîdî-Yesevî Düşüncenin akla, mantığa, bilime son derece önem vermesi ve ahlak odaklı bir din anlayışı olma özellikleri ile hem selefiliğin hem de gençler arasında hızla yayılan deizmin panzehiri olduğuna inanmaktayız. Bundan dolayı da Hanif İslam ve Hanefî-Mâtürîdî-Yesevî Düşünce çizgisinde gençlerin ve din bilginlerinin yetişmesine katkı sunmak için çalışmalarımızı büyük bir azimle ve gayretle sürdürmekteyiz.  

 

Bu minvalde düzenlediğimiz konferanslara ve ilmî faaliyetlere iştirak ederek çalışmalarımıza katkı veren değerli akademisyenlerimize ve vakfımızın finansmanına destek olan başta vakıf mütevellimiz olmak üzere tüm hayırseverlerimize çok çok teşekkür ediyor ve tüm “i‘lâ-yi kelimetullah” davası yolunun yolcularını en kalbî duygularımla selamlıyorum. 

 

Akın KARADENİZ 

Türk İslam Vakfı Başkanı